imagine-1

Posted: 21 Haziran 2011 Salı by wildceno in Etiketler: ,
0

"elle tutulur, gözle görülür" diye bir deyimimiz var ama, ben düşündüm gözden başka bişeyle görebileceğim bişey bulamadım moruk.

zaten hayatta elle tutulur bişey de aramamak lazım. sonra hayat eline verince yok felek bana niye böyle yapıor, kara talilim püsküllü belam oluyor

birde bir ödül alırsam konuşmamda dünya barışının yanında, "şevval sam şarkıcılığı oyunculuğu bırakıp, sıradan bir yaşam sürsün istiyorum" diyeceğim

balık hafızası zor iş kardeşim, öyle böyle değil. şuraya bişey yazmaya geldik, kafa bırakmadınız adamda.unuttum ne yazacağımı.

bu arada türkçe olimpiyatlarında sorulsun istediğim bir sorum benim de var: " bir imangücü kaç beygirdir?"


~güzel bir yorum ile~
Seni sevda tanrıçası yapan
Şu aptal gönlüm değil mi
Gözlerin kurdu gönlüme tuzak
Gözlerin de suçlu gönlün de
Bir gökyüzü, masmavi deniz sensiz kimsesiz
Bir de ben sensizim..
Biter bir gün biter elbet
Bitince ben, ben olur muyum
İnsan hergün ölmüyor ki
Öleceksem senden olsun
Ama aşk eski bir şarkı saklanmış masallara
Çığlıklar sancılar değmeyin yarama
Ama aşk eski bir günah sessiz bir hatıra

bir başka yorum leyla mecnun 'dan bu kıza kadar
mahallede takılırdım dokuza kadar
herşeyi götürürdüm sakıza kadar
kafamdan başaka yüküm yok
yoktu kıza kadar bu kıza kadar bu kıza kadar
sırtımda hırkamla yaza kadar
annemle giderdim pazara kadar
ferdiden başka gücüm yok
yoktu kıza kadar bu kıza kadar bu kıza kadar
o gemi gelmedi limana kadar
iş arar dururdum sızana kadar
azımdan çıkanla kulağımın duyduğu yok
yoktu kıza kadar bu kıza kadar bu kıza kadar
kapı kapıyı açardı yetene kadar
görüntü hep vardı bitene kadar
ben böyle bir adam mıydım 
kıza kadar bu kıza kadar bu kıza kadar
derdimiz vardı bize kadar
şimdi oldular dize kadar
kıza kadar bize kadar dize kadar

genelde

Posted: 15 Haziran 2011 Çarşamba by wildceno in Etiketler:
0


rahat mısın?

inanırmısın şuraya soru işareti koyacam diye kendimi yedim, o tuşa bas bu tuşa bas bir türlü tutturamadım. klvayede harf bulmak zor zanaat üstat.

"gelde, iki lafın belini kıralım" diye bir söylem var daarcımığımızda, nasıl içler acısı bilemezsin. yarın bugün laf severler derneği çıksa size dava açsa. naprsınız haliniz nice olur hiç düşündünüz mü (buraya soru işareti gelecek)

bundan seneler önce ben lisedeydim. edebiyat hocası vardı, beni yazım çirkin diye sınıf ortasında isim vererek rencide etti, ben altta kalır mıyım? kaldım tabi, el yazısı dediğin nedir ki mühim olan iç güzellik dedim. ama nekadar etkili oldum bilemiyorum.

felekle mevcut durumlar hakkında, bir toplantı yapma kararı aldım, gidip diyeceğim, böyleyken böyle böyle. adam ol aklını başına topla, benim yüksek yerlerden tanıdıklarım var.

birde bu toplantının peşine zaman ile bir toplantı yapmayı düşünüyorum, ne zaman geçip ne zaman geçmeyeceği hakkında kendisine deyalı bilgi vereceğim. yeter artık bu serserilik.

lise demişken, herkesin aksine bizim lise son sınıfı berbattı olm, sınıfın bir yarısı diğer yarısı ile konuşmuyordu.

seçimler üzerine çok geyikler dönüyor, insanların bir birlerine görüşleri için lakaplar takıp alay etmesi iç sıkıcı a dostlar

iç sıkıcı da değişik bir kelime böyle tek başına, bir anlamsız bir boş anlatamam, birde kısmet bağlanması var onu hiç çözemedim, isveçli bilim adamlarına havale ediyorum.

en sevidiğim elektrik aleti vavien anahtar biliyormusun. böyle sempatik böyle ağır başlı bir başka elektrik alati yok arkadaş. sen normal anahtar gibi dur ama içten içe çok iş yap. alkış efendim alkış

o değilde

Posted: 8 Haziran 2011 Çarşamba by wildceno in Etiketler:
0

hoş geldiniz tekrardan,
nasıl sıcakları beğendik mi?
sıcaklar derken havalar yaza dönmüşken ben hergün yağmur bulup ıslanıyorum. artık dışarı çıkmadan haber vereyim ki insanlar dikkat etsin onlar en azından ıslanmasın. 
artık ben suya gidemedikçe su bana geliyor. bir buçuk yıldır denize gidemedikçe, yukardakinin bu hizmet anlayışı aslında güzel ama, bazende yorucu oluyor, fazla ilgilden şımarıyorum. bazende diyorum ki gidip bu sene deniz sezonunu da açayım herkes kurtulsun.

bu arada uzun zamandır bloglar nicedir bakmıyordum. bir ben yazmam etmem sanardım, baktimki pekçok blogger sermiş yaymış iyice. arkadaş bune adam sendecilik , bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılıktır. heyeyeyttt

birde hopa devlet polis mevzu varki insanların politik görüşleri uğruna insan sağlığını hiçe saymalarını anlamak güç. biri devletin emekli memuru öğretmen diğeri devletin görevli polisi. aslında ikiside bizim kardeşimiz. birinin ailesine başsağlı diğerine geçmiş olsun diyeceğimize, aparıp köpürüyoruz. başta başbakan, en üstün görevi yerine getirmiş öğretmenin adını anmak istemiyor. hopa halkını anarşitlikle suçluyor. bazılarıda görevli polise kin kusuyor.

birlik ve beraberliğe bukadar muhtaç olduğumuz şu günlerde, bir paça çorbasından, bir künefeden uzak duüşmüş deli gönül, neylesin.

Hürriyet ve güvenlik; tutuklama, gözaltina alma, islahevine gönderme ve resmî müessesede gözlem altina alinma hallerinin disinda hiçbir kisi veya kurum tarafindan ihlal edilemez. Kisinin özgürlügünü saglamak hukukun görevidir. 
Polis yolda durdurup, üzerinizi ya da çantanizi aramak isteyebilir. Buna hakki var; ama önce size savciliktan aldigi arama kararini göstermesi gerekir. Göstermezse siz sorun.
Üst aramasi için makul süphenin olusmasi gerekir. Kolluk kuvvetleri süphe durumunda kimlik tespiti yapabilir. Bayanin üst aramasini erkek, erkegin üst aramasini bayan polis yapamaz. Hukuka aykiri olarak bir kimsenin üstünü veya esyasini arayan kamu görevlisine (polise ) üç aydan bir yila kadar hapis cezasi verilir
Spor karsilasmalari, miting, konser gibi yerlerde polis, savcilik emri olmadan üst aramasi yapabilir. Bir binayi korumakla yükümlü polis memurlari, içeri girmek isteyen kisileri arayabilir. Direnenler, 5326 sayili Kabahatlar Kanunu'nun 32. maddesine göre para cezasi öder.

oy oy

Posted: 18 Mayıs 2011 Çarşamba by wildceno in
0

her şeye örnek var hayatta, her yılın kralları ve soytarıları. çok vurdum duymazlarıda var. sorsan herşeyi bilirim ben. siyaseti çok bilirim, bilim desen benim işim, hangi ilacı kullanacağımı çok daha iyi bilirim. doktora ihtiyacım yok benim, öğretmende gerekmez bana, kendim öğrenirim. okumam yazmam var. ama ne okur ne yazarım. zaten biliyorum, benim bildiğimden iyisini mi yazıp bilecek. eğitim sistemini bana verseler bak nasıl düzeltiyorum hey gidim hey. sağlık sistemini öyle bir yaparımki gören herkes şaşırır.
peki bilin bakalım benim mesleğim ney? benle aynı fikirdemisin? bana karşımısın? peki bunları nasıl savunursun. 

gece sokakta şöyle bir tur attım. tayyip bey komşularım dediye, tayyip beyin evi az yukarda. düşündüm sokakta yürürken tayyipte evinde sıkılsa şurda karşılaşsak. tutsam kolundan az iki dakika otur şuraya sana iki çift laf edecem desem. otursa, ne derim neyin hesabını sorarım?
sırf tayyip bey değil, kemal bey, devlet bey*

çocuklarımızın olmayan piskevitleri, ülkemizin işlenmeyen toprakları, üretmeyen tüketen topluma giden biz türkiyeliyiz. topraklarımıza ekilmesin diye verilen paralar. çiifçiyi doyurmuyor aç bırakıyor. mahkum ediyorken, ben hangi sorudan başlardım, siyasi parti başkanına soru sormaya. 
türkiyemde araştırma labratuarı sayısı birkaç ile sınırlıyken. yüzlerce mühendis mühendislik yerine, anlmasız işlerle uğraşırken. tek hesapladığı 10 yıllık kredi ile ev alabilirmiyim olmasımıdır.
öğretmenler kpss ile sınınanırken,
doktorlar tam gün yasası ile tüccar yapılırken
geleceğimiz cocuklarımız şifreydi değildi derken
ben neyi soracaktım,kim nerde kimi nereye atadımı sorayım, kimin nerde kaseti varmı sorayım, milletin kirli çıkılarını mı sorayım.

ben bildiğim içindirki, benim ne öğretmene ne, doktora, hemşireye, ne mühendise, ne çifçiye ihtiyacım var. 

kaba taslak bir hesap yaptım, benim üzerimden devlet (maşımdan direk+harcamanlarımdan+şirketin benim için harcamalarından)  en az 2500TL aylık vergi alıyor. bu kadar rakamı hesaplayınca, bunu naptınız diye soracaktımki, bukadar parayı bana hissettirmeden cebimden çektiğini şimdi fark ediyorsam, naptını sormak hicap olur.

geçen öğrendiğim üzere türktelekom 1Mdolar akp seçim fonuna yardımda bulunmuş, kaba bir hesap ile bakarsan akp nin epey bir seçim fonu var, e chp ninde var, aa mhp ninde var, ee diğer partilerde var. 
x partisi seçimim fonunu kağıt bayraklar zangır zangır arablar yerine birtane araştırma labratuarı açsa, belki gönülleri feth etmez ama yapılabilecek en güzel işi yapar.
belki bu uzak bir beklenti, ama biz bilginlerin kaçtanesinin kağıt üzerine a'dan z ye olmasa bile a'dan c'ye bir projesi var?

hangi partiye oy kullanmanız gerektiğini bilmem ama, oy kullanın. demokrasi, ben kendimi yönetemiyorum gel beni yönet şekline girmesin!!


dip not olarak:  (Bizim aile filminden 1975 Münir Özkul )

"Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, herseyin var. Binlerce kişi calışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmasın! Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören. Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama, sevgiyi öğretmeye çalışıyorum. Hıh, sen, büyük patron, milyarder, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm! Ben, Yaşar usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimizr parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam bile!"

hizmet ödülleri

Posted: 28 Mart 2011 Pazartesi by wildceno in Etiketler:
0

farkına vardıkça kendi hayatımda başkalarından daha az görüşüm ve yetkim var sanki. fazla değil bundan 1 yıl önce kendi hayatım hakkında sanki daha çok söz sahibi idim.  belki benimkiler ufak hayllerle sığsularda korsancılık oynamaktı ama, korsanda bendim kaçırılan geminin tayfasıda.

bugünlerde insanlar daha fazla öğüt verir oldular, doğrular yanlışlar aktarılıyor onlara göre yüzüme vuruyorlardı, bana sorarsanız sadece gevezelik edecek yer arıyorlardı. hele bir askerlik mevzuu varki tsk gel demiyor şuaralar bende gitmiyorum-kısaca alan razı veren razı- what the fuck is going on your mind man?
benim için en iyiyi isteyenler neden doğrular için kendi süzgeçlerini kullanıyorlar. hata yapmak ruzgarı ağzımdan çıktığı gibi sevmek hakkın değilmi benim. belki burnumuz eğri ama doğrusuna gidilecek daha çok şey var.

ülke olarak bir sınavdan geçtik ygs eskiden öss veya öys falan olan şeyin son versiyonu, ülke olarak sınavıda barajı geçemedik. haremlik seramlık uygulamalar, keyfi ugulamalar, yasak olduğu halde sınava kabul edilenler, yasak olmadığı halde sınava kabul edilmeyenler.

yüce mecilisimiz yakında hükümete kanun hükmünde kararname çıkartma yetkisi vericek. yasama yı zaten kontrol eden hükümet artık yasal olarak bunu yapabilecek. gücler ayrılığı artık güçler birleşmesi haline mi geliyor acaba*

garipsediğim bir başka sorun ise kendi hesabıma okadar vurdum duymaz olmuşum ki, bunların hiç biri yapılan zamlar yanlış ve keyfi uygulamalar dahil sanki sıradan birşeymiş gibi geliyor gözüme.

yorgunluk insanı tamamen değiştiriyor, bambaşka bir insan yapıyor inanırmısın.

ama işyerinde bağıra bağıra (belki onlara göre yüksek sesle) çalışan kadınlardan gıcık alıyorum, hele iş yaparken kendi kendine konuşanlardan hiç haz almıyorum. şuanda arkada bir tanesi çalışıyor, bunlar iki numune, biri gidiyor diğerini veriyorlar. arkadaş benim ne çilem vardı ya. bunları ilk uçakla japonyaya götürüp nükler reaktorun avlusuna sepetin içine notla beraber terk edecem.

yakında 9 aylık hizmetimizin ödülünü uuuuuuzunca bir tatil olarak alacağız.

----burdan sonrası geçmişte karalama şeklinde kalmış şeylerdir---
birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şugünlerde.burnumun asli görevini terk edip salgılama işine girişimesini kınıyorum, ve sesleniyorum; "bunlar kağıt medil firmalarının kirli ayak oyunları, amerika var arkasında. gel asıl işine dön".


espressonun şeker ayarını tuturamayınca ne iğrenç oluyor bu melet

abidik gubidik cümlelerle beyinlere durgunluk vereceğinize, düzgün cümlelerle beyinlere yol verseniz

he gece shiftinin hemen başında dinlenecek parçayı dank diye buldum. sabahlar olmasın http://www.youtube.com/watch?v=gNWGnTtKZwA

fizydeki düşünce güzelde; ağızlar hiç hoş değil be sanki sigara ile savaş için yağılmış reklam gibi

sabahın şu saatinde dışarda ay'a nazır içilen kahvenin, vucuda yararı çok büyük. (5:34am)

kış sporlarına "kazak örme" dalı eklesin yoksa erzurumda kepaze olacaz

güzel bir Al Anduluz çalışması  http://ff.im/wZKNe

sabahın 4ünde uyanık kalma çalışmaları http://bit.ly/eC5H7K

cep telefonu çıktı çıkalı erkeklerin elinden tesbih kalktı, kızların eline tesbih oldu

moda bayanların kıskandığını giymesidir

Güzel bir müzik grubu burdan dinlenir http://bit.ly/i3Bmh2 burdanda grup hakkında bilgi http://stellamara.com/

hayat çok güzel; televizyondakiler hep doğruların peşinde, siyasilerimiz biz hür yaşayalım diye yırtınıyorlar

efkarsal

Posted: 27 Mart 2011 Pazar by wildceno in Etiketler: , ,
0

ben zaten yazamıyorum, yasaklamalar ise bu işe el ayak olup, engelleri çoşturup men etmekte sınır tanımamaktaydılar. amma velakin yooook dedim, bu işin bir çözümü olmalı dedim. farkına vardım ki ula zaten yazmayı değil okumayı engellemişler.

ülkemizde henüz düşün özgürlüğü oluşmamışki, kitap için polis göz altına alımlar, baskınlar yapıyor, internet siteleri yasaklanıyor. gazetecilere saldırılıyor ve buna rağmen medya hala kör ebecilik oynuyor.

ben kendi sorunlarıma değinecektim, sanki bana sorulmuşçasına dertlerimi pövkürecektim birden evrensel değer taşıyanlara yöneldimki, çıkartılacak sonuç aslında içsel kişiliğimizde oluşan sorgular, evrensel gerçeklikten çokda uzak değildir.

yukardaki cümleye pek takılma, arada öyle oluyor.

çalışmaktan yoruldum, cidden bak. geçengün farkına vardım ki uzandığımda "ulan uyuya kalıp işe geç kalmayalım" demediğim olmuyor. sadece bu stres bile yıkıcı oluyor insan bedeninde. evde nedensizce uzanmak zamansızca uyuyup yine vakitsizce uyanmak bile lüks olmaya başladı bugunlerde.

tatil şuraya gideceğim, şu kitabı okuyacağım, şuraları gezeceğim, bu aktiviteler katılacağım şeklinde planlardan bile uzak ufak tefek bir tatil, sadece benim olması bile yetecek bir tatil arıyor gönül.

uzaklardaki sıkıntı:
bir sıkıntı var, her anı öğrenmek ve emin olmak isteyen bir sıkıntı, uzaklarda, ama kalbinin yanı başından titretiyor seni. her an endişe içersinde parlamay hazır bekliyor, gergin bir elf oku gibi. bizimkiler memlekette, tedirginler ve heran aslında titriyorlar üzerime, hastamı, aç mı açık mı?

iyiden iyiye geçiyor zaman, kum saati bozuk sanki, günle güneşle emin olmak istiyorum zamandan. ama suç bende daha ne istediğimi bile bilmiyorum ondan, geçsin mi, dursun mu?

evim düzensiz. öylede olmalı, gitmeye hazır. düzene sabit bir mekana, bir kayın gibi yerini sevmeye hazır değilim henüz. henüz bir yaprak gibi ordan oraya.

sorsanız bana hayatın en güzel yanı nedir diye, bu soruya herkesin farklı bir cevabının olmasıdır hayatı güzel yapan derim. yada sormayayın bana hayatı zaten daha güzel ne varki bildiğim tattığım?

aslında konuşmak isterdim pek çok zaman hemde pek çok uzun, ama farkında vardıkça senin duymadığının , çığlıklar battı dilime, konuşamadım.

nasılda değişti birden, bilindik kokular, mekanlar, bildindik yüzler. belkide değişen sadecce yalızlıktı, sensizlikti.

gündem madedeleri

Posted: 5 Şubat 2011 Cumartesi by wildceno in Etiketler: , , ,
0

ülkemizde süren garip tartışmalar, saçma gündemler. evet çok garip şeyleri tartışıyoruz ülke olarak, bunların taze olanları taraftar başbakanı yuhalayamaz mı yuhalar mı, muhteşem yüzyıl dizisi yanlış mı doğrumu, defne joy'un ölümü ve hıncal uluç'un yazdıkları. vicdansızlıkmı kitap tanıtımı için mi yaptı bunları vs vs.

açıkçası bende defne joy'u tanımam ve daha pek çok insanın tanımadığından eminim. belki bir iki kere bir yerlerde görmüştüm ya gazete köşelerinde yada bir televizyon kanalında. ölmüş gitmiş, inanıyorsa allah öbür tarafta taksilatını affetsin. yakınlarına sabr versin.

durduk yere gündemime bukadar çok sokulunca merak ettim, çok önemli biri miydi ben mi atlamıştım. wiki den kısa bilgi alayım dedim. henüz genç yaşta hayata gözlerini yummuş, yazık. fakat beni okadar çok ilgilendirecek birşey de yapmamış. öldü diye yalanlara yatacak değilim, dünyaya insanlığa en önemli buluşları olan insanlar öldüğünde en ufak bilgimiz olmazken, ünlü şahsiyetlerin bunca gündemimize sokulması sıkıcıydı. ( burda defne joy ve ya başka bir kişiye hakaret ve ya başka bir şey yoktur. sadece hayatta herkesin hakettiğini bulamadığına deyinmek istedim )

diğer yandan hıncal uluç ülkemizde bir yerlere gelmiş bir insandı. ben kendisini pek sevmem, tavırlarından hoşlaşmam, hatta benimle bu görüşü paylaşan binler vardır. facebook grubu kurup sayıyı toplaymaya gerek yok. diğer yandan uluç'un yazılarını ve kendisini seven insalar da var bu ülkede. hıncal uluç ve ayşe özyılmazel'in kitabının çıktığı bir günlerde hıncal'ın yazdığı Bu nasıl bir mahalle baskısıdır?.. isimli yazısıyla prim yapmaya mı çalışmıştır. bilemiyeceğim, ama pek öyleymiş gibi durmadı. ki kitabın bir değer ortağı defne'nin ölümünden üzüldüğüne ve hıncal'ın yazısından utandığını twitter dan belirtmişti.

hıncal son günlerde belki defne kadar popüler değildi, ama kitap satışlarıyla ilgili olarak; kalem tarzını uzun zamandır bildiğimiz bir yazar, hoşlanan alır, hoşlanmayan almaz.ama şunuda kabul ediyorum ülkemizde bu tarz reklam yapmak pek moda ne garipki.

yazının içeriği hakkındaki düşüncelerime gelince: her zamanki açıklamalar yapıldı, sahte üzülmeler açıklamalar vs. doldu taştı ortalık. insanlar ölenlerin ardından bunu yaparlar. dedemin şöyle bir hikayesi vardır:
yaradan ölümü dağlara vermiş, bir dağ ölünce tüm dağlar ağlamış. yaradan ölümü dağlardan geri almış.
yaradan ölümü taşlara vermiş, bir taş ölünce tüm taşlar ağlamış, yaradan ölümü taşlaradan geri almış
yaradan ölümü insanlara vermiş, ölenin yakınları ağlamış, diğerleri umursamamış.

diyeceğim kimseye akıl vermek değil. insanlar böyle biri ağlar diğer güler, bir başkası umursamaz, kimi bundan çıkar sağlamaya bile çalışır. benim sorgulamak istediğim içtenlikti. kaç kişi üzüntüsünü belirtirken içtendi? hıncal düşündüklerini söylerken suçlu sizler hıncal'a ahkam keser ona hakaretler ederken haklı idiniz. ben hıncal'ın açıklamalrını içten buldum, düşündüklerini açıklıkla dile getirmişti. ama benim yargılarımla yazdıkları doğrumuydu? bu soru çelişkiliydi.

ben bir kadının içmesine gece yarısı biryerlere gitmesine, geceyi o akşam tanıştığı biriyle geçirmesine onun evine gitmesine karşı değilim. bu konuda hıncal'ın yaptığı ayrım üzücü. eğer böyle birşeyden birilerini suçlamak gerekiyorsa neden aynı durumda erkekde suçlu olmuyordu. bakınız burda feminist bir tutum içersinde değilim. aynı tutum bekar evlerini gençlerin yaşadığı evleri batakhane olarak nitelendiriyordu. yıllarca yaşadığım, ve hala binlerce gencimizin yaşadığı evleri bekar ve evli evi diye ayırıp bekarların yaşadığı evlere batakhane olarak davranmak defneye yapılan ayıpdan daha fazlasıdır.

diğer yandan ben sevgiilim bu tarz bir tutum içersinde bulunmasını onyalamazdım. bu evli olmakla cocuğu olmakla alakalı birşey değil. aynı anda tek ilişkinin olması gerektiğini ve bunu zedeleyecek olaylardan kaçınılmasını savunan biriyim. ama bu düşünce bile defne'yi herhangi birşeyle suçlamamı gerektirmez. zaten böyle bir kanunda yok :) hıncal'a hak verdiğim yer ise gündemi bu olayların tutması.

defne için çok üzüldük. hıncal'a sinirliyiz, pekiya diğer olaylar.defne yaşasa evine gittiği çocuk ölese onuda bukadar tartışacakmıydık, bukadar üzülecekmiydik?  yüzlerce ölümü bekleyen cocuğumuz (daha hayal bile kuramamış olanlar, bir harf öğrenme fırsatı olmayan, henüz dünyadan hiç ses duymamış, birkez bile dünyayı görmemiş) var onlar öldüğünde bukadar tartışıyormuyuz? böyle kocaman sayfaları onlara ayırıyormuyuz?

ölüm haricinde gündem olması gerekenler var, hanginiz okadar hakkımız yenirken ciğerlerimizi süküp alırlarken bukadar tepkiliyiz. türlü kandırmacalar anlatıldığında zaplarken defne' nin ölümünü saatlerce dinliyoruz. (yakınlarını tenzihen söylüyorum).

diyeceğim o ki acaba hıncal mı defne'nin ölümü üzerine prim yapmak niyetinde diğerler mi?

can sıkıntısına bire bir

Posted: 4 Şubat 2011 Cuma by wildceno in Etiketler: ,
0

aslında bende herkes gibi radyolarda kelimeleri müzikle bölerek geniş bağlamda cümle kurmaya çalışan, cümlelerini müzikle süslediklerini ve böylece bünyelerde afrodizyak etkisi yaratacağını düşünen Djlere gıcık oluyorum. ve aslında gıcık olduğum dj tarzlarını listelemeye çalışırsak, ki herhangi birinden  böyle zahmetli bir liste yapmasını istemek acımasızlık olur, o listenin sonunun gelmeyeceğini sen benden o senden daha iyi bilir. o senden ve benden daha iyi bildiğine göre en iyi bilen o dur. o nun kim olduğu olaslıklara bağlıdır, onun o radyo dji olma olasılığıda vardır. kendinden gıcık aldığımızı en iyi djyin kendisi bilir budurumda. bak olayı matematiksel olarakda ifade etmişken artık asıl meseleye dönelim.

asıl mesele ise aslında bir meselenin olmayışı, zaten bir mesele olmadığından canımız sıkılıyor, işin garip tarafıda bir mesele olduğunda o mesele gelip canımızı sıkıyor, o halde canımız her durumda sıkılıyor. ve bu verilerle "sıkı can yeğdir kolay çıkmaz" deyiminin paydalarını eşitler ortak paydada toplarsak elimizde ne var? canımız cıkmayacak, o halde daha çok uzun süre canımız sıkılacak.

peki can sıkıntısı nasıl giderilir?



,

sosyal sürtükleşme evresi-1

Posted: 3 Şubat 2011 Perşembe by wildceno in Etiketler: , , ,
0


Bir diğer konu ise yıllardır sosyal medya propagandası ile bir neslin sosyal sürtük haline gelmesi.
Bu internet özellikle sosyal ağlar, orta ve ileri yaş insanların içindeki hoyrat sürtüklüğü ortaya çıkartırken, genç nesili de sürtükleşme sürecine soktu.

herşey 56K modem ile başladı, MIRC #zurna  ile başlayan chat süreci çok değil bundan 12 -13 yıl öncesine dayanıyor ülkemizde. daha sonra yahoo, icq, msn işlevli hayat ve arkadaşlık sitelerinde rumuz dönemlerinin ardından. günümüz versiyonları çıktı.

eskiden neydik: eskiden hayat gerçek, istekler dürtüler saklanmıştı. ve birden rumuz girerek, istek ve dürtüleri o rumuza aktardık. kimlikler saklandı, dürtüler sanallaştı.  sokaklar yerini bakır kabloların oksitli devrelerine bıraktı. o dönemde pekçok genç kız evli anne, 3 çocuk sahibi baba evini #zurna^^rumuz için terk etti. bazı gönüllere süngüler, kor şişler çekildi, bazı ocaklar yıkıldı. kızlar yeni sevgiliye giden annelerini unutular, oğullar cici anneye giden babalarını hiç affetmediler. böylece bir nesil çatışması gem vurdu 2000li yılların sularında. Evden kaçan kızlar ölü bulundular, erkekler tezgah kurdu yeni neslin okul önlerine, ceplerindeki haplarla.

artık baba oğula, ana kıza düşman oldu bu ülkede. konu din değildi, konu para değildi, konu siyasi değildi, konu düşünce özgürlüğü değildi. konu neydi, koyamdık adını yıllarca.

yapmak istediğini yapamamak, karşı cinse istek ve arzularını dökememek, bazense karşı cins tarafından arzulanmamak, sokmuştu derinlere tüm dürtüleri. zamanla artan iç güdülenme hem dürtüleri artırdı hem gömülen derinliği. kızgın gün görmemiş köpek gibi saldırdı sosyal medyaya ruh, boşluk buldu huzur buldu...

daha önce hiç bir kızla konuşmamış erkek bir anda tek düşüncesi olan cinsel arzunun farkına varmadan tuzağına düştü. tanımıyordu karşı cinsi daha önce onların hayat hakkında cinsellik hakkında ne düşündüklerini duymamıştı. ve ergenlik döneminde aklının arazi olduğu nokta oraydı ve ulaşmak artık bir tıık uzağında kalmıştı saldırdı.

kızlar için durum daha kötüydü, onlar için olaylar daha vahim ve acımasız gelişti. istediği gibi davranamayan, duygularını açamayan özgüven yitiği, sevgilerinin %99unu platonik  yaşayan kızlar doluydu. duyguları hiç sorulmazdı ve zaten kendileri söylemeleride yasaktı. bazen 20sine kadar acinsel 20sinde evlendirip bir anda evinin kadını olunması beklenen kızlar doluydu etraf.

sanal ortamda birden tanınmadan duyguları açıklama kolaylığı futursuzca düşmüştü kucaklarına, sanal ortamın ismi cismi tamamen değişti, pek çoğuna "sanal ortam" denmesi bile çok dokundu, sanal değildi ora kızımız kendini olmak istediği gibi yaşata bildiği o yer sanal olmayaydı, olamazdı.

erkekler sadece güzel kızlara yazardı, normal kızların çoğu erkek arkadaşı olmadan evlenirlerdi. böyle ortamda gelişen bir nesil bir anda düştü sanal ortamlara. bilindik pek çok senaryo gelişti son 10 yılda hepimiz pek çok olayı gördük duuduk, baızları şehir efsanleri haline geldi. bu 10 yılda kızların sanal ortamdan aldıkları gaz ile hayatlarını mutlu kıldılar. 

son 6-7 yılın mucizesi bloglar ise kızların okutmak istedikleri günceleri oldu. abazan kızlarımız burda dillerindeki perdeleri yırttılar, ve nete girme amacı ve umumhaneye gitme amacını bir birine çok yakın tutan erkekler tarafından salyalar akarak takip edildiler. kızların özgüvenleri böylece tavan yaparken artık sanal alemde arsız perdesiz konuşmak, sanal starlar yarattı.

ve geldi ki gerçek hayatta pek de talep görmeyen kızlar ve erkekler, internette buldukarı bir kaç fotoğrafı profillerine koyarak indirdiler dillerindeki perdeleri, artık herşey sahteliğin ötesinde çirkindi. 
ve bu çirkin kızlarımız aldıklar erkek takipçi sayısı ile aldıkları gaz bilimsel olrak açıklanabilecek seviyeyi geçti. 

bazıları yazamak konusunda yetneklerini fark edip kitap, köşe yazmaya yönelip yaptığı azgın argo jarganın abazanlıktan başka birşey olmadığının farkına varsa bile artık, bırakmak çok geçti. bazıları farkına varsa bile bazıları hala varamadı.
Afrodizmalar yadılar, sevgiye aşka dair, eski sevgiliye, yeni sevgiliye dair, sexsin en hunharcansını tarifledirler, abazan kızlarımız artık ekndilerini ifade etmenin ötesine geçmişlerdi. artık birton abazan erkek ne deseler beğeniyor ayakta alkşlıyor onlarla irtibata geçmek için tepişiyorlardı. 

yol böyle olunca bu şatafatlı sayıyı yakalamak isteyen herkız aynı yola başvurdu, son 4-5 yılda bunun mekanı facebook, twitter, ve benzeri sosyal medayalar oldu. sosyal medyalar ile artık sosyal sürtük bir ülke haline döndük. artık ne yana baksak sosyal sürtük ne yana baksak sosyal kaşar. ağızlarında salyalarla dolaşan erkekleri saymıyorum bile. artık hayat
larını bu sanal alemde mutlu kılıyorlar, pek çoğunun elinden internetini alsak hayatta mutlu olabilecekleri bişeyleri kalmaz.

istatistiksel olrak noktarasi

Posted: by wildceno in Etiketler: ,
0


Nasılsınız heyecanlar,


Bugün blogun dibini kazdım, benden habersiz neler oluyor neler bitiyor bakındım, verileri harmanladım, tartıştım, kaleme aldım, sonra bıraktım. bazılarını kaybettim, bazılarını ise burda sizlerle paylaşmaya değer ilginçliklerde buldum. şayet beni bile şaşırtan olaylar, vukulaşmış geçmişimize düşmüş.

bazı arkadaşlar şu ilginç siteler üzerinden bloğa gelmiş.
evlenmelisin.com
pingywebedition.com
ask.com
öyle garipsedim hislendim, alaka kurmaya çalıştım, bulamadıkça efkar yaptım. hani sayıları hiç azda değil, baktım hayırlı bir işe vesile olmuşlar, gençler kanı kaynıyor bunların dedim bıraktım.

bazense google yanlış adres vermiş bazı arkadaşlara, bizde yanlış numara gardaşım demişiz. işte o aranan kelimeler şunlar:
fetisch fotografie eve, frendfeed nedir?, istanbuldan gay arkadas edinmek istiyorum, kan kelimesi ile afişler..
işte böyle kelimeleri arayan insanlar gelmiş. kim lan bunlar? he? kimse çıksın ortaya Yoksa! yoksa bir sonraki maddeye geççecem yani.

birde ulusal yayınımızın ülkelere göre dağılımı var istatistiklerde
1. malum
2. ençok tıklayan ülke Almanya tebrik ediyorum almanları ey canlarım benim.
3. ülke Amerika Birleşik Devletleri, özgürlükler ülkesi bloguma ulaşmak için, engel tanımamış yine %1lik farkla almanların hemen arkasından geliyorlar.
4. ülke Kanada bir ara gidip özelden teşekkür edicem, teee uzaklardan gelmişler,
5. ülke Slovenya ve güzel kızları bizleri yanlız bırakmamış, bizde onları seviyor daha çok bekliyoruz zira Kanadalılar epey fark attımış.
liste Birleşik Krallık, Portekiz, Hindistan vs olarak gidiyor. 17 ülkeye hitap edebilmenin gazına geldim onu diyeyim.


daha ortaya çıkartılıcak nice istatistikler var ama ben bu kelimeyi okurken zorlandığım için, fazla uzun tutmamayı düşünüyorum. zaten yazmak istediğim konu ise sosyal medya ve kaşar nesil. ona geçeceğim birazdan

sportif gobeller

Posted: 1 Şubat 2011 Salı by wildceno in Etiketler: ,
0


sportif insanlarız vesselam, heleki ben. insanların idda kupolarına olan aşkı, şiirlere konu olabilecek türden. idda kupolarına bakarken gözlerdeki parıldamayı izlemek lazım, sevgiliye bakarken böyle parıldamaz gözler.

birde idda sosyal bir olgu, insanları sosyalleştiriyor. geçen banliyo trenindeyim - ki severim treni 15 dk daha fazla yolumu uzatmasına rağmen rahat yolculuk için hep tercih ediyorum - yanımdaki ile karşısındaki birden idda sayesinde kaynaştı, bir idda muhabeeti aldı yürüdü. idda kuponları tüyolar bilgiler paylaşıldı oracıkta, daha önceki maçlarda nasıl sezilerin geldiği, nasıl son saniyede kupoların yattığı, oynanmayan maçların nasılda en ince ayrıntısına değin bilinildiği dillere geldi.
adeta canlı bir spor programına konuk oldum.

öte yandan maçların ardından birbirine laf sokmalar ince ayarlar vermeler çılgınlar koparmalar, içden kin üğütmeler dolup taşıyor. bu sporun hangi türüdür bilmiyorum ama geliştiriyor, beyinlerde ilgiç ayarlar verme yetenekleri hızlanıyor.

bir diğer sprtif yanımızı ise erzurumda kış sporlarında ortaya koyuyoruz. bu zamana kadar kış sporlarına dair aktivitelerimiz, poşetle kayma, kartopu oynama ve kardan adam yapma olan bir milletin sporcuları çırpınıyordu erzurumun soğunda. bir ekranda gördüğüm haber bir gencin önceki gün faliyetlerin açılışında nasılda Türk bayrağını taşıdığıydı. bir çok dalda yarışmalar kıyasıya sürerken biz hiç birinde kale alınacak bir aktivite yapamamıştık. en azından umalım ki organizasyonu başarı ile tamamlayalım.

eğer kış sporlarına, kazak, atkı örme batak pis yedili gibi dallar eklenmezse işimiz zor. yada kartopu kardan adam yapma koyacaksın ki gör başarıyı. kasksız gelen herkesin kafasını yarar bizimkiler kartopunda.

okadar zayıf ki takımlarımız adeta mahalledeki topu olduğu için oynayan çocuk gibi kalıyoruz diğer takımlar içersinde. garip sonuçlar var, bir sporcu 75m atlıyor ki 95m nin aşağısında atlayınca puan cezası veriyorlar, atlamayı bilmiyorsun gelmiş milleti oyalıyorsun burda diyerek. hani 75m de öyle bir rakam ki, zaten 75m ye atlanmıyor, rampadan çıkan bir kayan cismin düşebildiği bir mesafe. arkadaş rampadan atlayış yapmamış düşmüş. buz hokeyi oyanuyoruz. basıkı yapılmayan arkadas bir baska baskı yapılmayan arkadasa pas veremiyor, versede diğeri alamıyor. garip birşey.

tabi sporcu arkadaşlarada bişey demek olmaz. fedarasyonumuz, yunanistana sponsor olurken, kendine sponsor olamamış, sporcu yetiştirememiş.

gün gelir dil olimpiyatları yapılırsa o gün ençok dalda madalyayı dilleyen ülke oluruz.