ben zaten yazamıyorum, yasaklamalar ise bu işe el ayak olup, engelleri çoşturup men etmekte sınır tanımamaktaydılar. amma velakin yooook dedim, bu işin bir çözümü olmalı dedim. farkına vardım ki ula zaten yazmayı değil okumayı engellemişler.
ülkemizde henüz düşün özgürlüğü oluşmamışki, kitap için polis göz altına alımlar, baskınlar yapıyor, internet siteleri yasaklanıyor. gazetecilere saldırılıyor ve buna rağmen medya hala kör ebecilik oynuyor.
ben kendi sorunlarıma değinecektim, sanki bana sorulmuşçasına dertlerimi pövkürecektim birden evrensel değer taşıyanlara yöneldimki, çıkartılacak sonuç aslında içsel kişiliğimizde oluşan sorgular, evrensel gerçeklikten çokda uzak değildir.
yukardaki cümleye pek takılma, arada öyle oluyor.
çalışmaktan yoruldum, cidden bak. geçengün farkına vardım ki uzandığımda "ulan uyuya kalıp işe geç kalmayalım" demediğim olmuyor. sadece bu stres bile yıkıcı oluyor insan bedeninde. evde nedensizce uzanmak zamansızca uyuyup yine vakitsizce uyanmak bile lüks olmaya başladı bugunlerde.
tatil şuraya gideceğim, şu kitabı okuyacağım, şuraları gezeceğim, bu aktiviteler katılacağım şeklinde planlardan bile uzak ufak tefek bir tatil, sadece benim olması bile yetecek bir tatil arıyor gönül.
uzaklardaki sıkıntı:
bir sıkıntı var, her anı öğrenmek ve emin olmak isteyen bir sıkıntı, uzaklarda, ama kalbinin yanı başından titretiyor seni. her an endişe içersinde parlamay hazır bekliyor, gergin bir elf oku gibi. bizimkiler memlekette, tedirginler ve heran aslında titriyorlar üzerime, hastamı, aç mı açık mı?
iyiden iyiye geçiyor zaman, kum saati bozuk sanki, günle güneşle emin olmak istiyorum zamandan. ama suç bende daha ne istediğimi bile bilmiyorum ondan, geçsin mi, dursun mu?
evim düzensiz. öylede olmalı, gitmeye hazır. düzene sabit bir mekana, bir kayın gibi yerini sevmeye hazır değilim henüz. henüz bir yaprak gibi ordan oraya.
sorsanız bana hayatın en güzel yanı nedir diye, bu soruya herkesin farklı bir cevabının olmasıdır hayatı güzel yapan derim. yada sormayayın bana hayatı zaten daha güzel ne varki bildiğim tattığım?
aslında konuşmak isterdim pek çok zaman hemde pek çok uzun, ama farkında vardıkça senin duymadığının , çığlıklar battı dilime, konuşamadım.
nasılda değişti birden, bilindik kokular, mekanlar, bildindik yüzler. belkide değişen sadecce yalızlıktı, sensizlikti.
can sıkıntısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
can sıkıntısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0
aslında bende herkes gibi radyolarda kelimeleri müzikle bölerek geniş bağlamda cümle kurmaya çalışan, cümlelerini müzikle süslediklerini ve böylece bünyelerde afrodizyak etkisi yaratacağını düşünen Djlere gıcık oluyorum. ve aslında gıcık olduğum dj tarzlarını listelemeye çalışırsak, ki herhangi birinden böyle zahmetli bir liste yapmasını istemek acımasızlık olur, o listenin sonunun gelmeyeceğini sen benden o senden daha iyi bilir. o senden ve benden daha iyi bildiğine göre en iyi bilen o dur. o nun kim olduğu olaslıklara bağlıdır, onun o radyo dji olma olasılığıda vardır. kendinden gıcık aldığımızı en iyi djyin kendisi bilir budurumda. bak olayı matematiksel olarakda ifade etmişken artık asıl meseleye dönelim.
asıl mesele ise aslında bir meselenin olmayışı, zaten bir mesele olmadığından canımız sıkılıyor, işin garip tarafıda bir mesele olduğunda o mesele gelip canımızı sıkıyor, o halde canımız her durumda sıkılıyor. ve bu verilerle "sıkı can yeğdir kolay çıkmaz" deyiminin paydalarını eşitler ortak paydada toplarsak elimizde ne var? canımız cıkmayacak, o halde daha çok uzun süre canımız sıkılacak.
peki can sıkıntısı nasıl giderilir?
,