oy oy
Posted: 18 Mayıs 2011 Çarşamba by wildceno in"Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, herseyin var. Binlerce kişi calışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmasın! Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören. Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama, sevgiyi öğretmeye çalışıyorum. Hıh, sen, büyük patron, milyarder, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm! Ben, Yaşar usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimizr parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam bile!"
farkına vardıkça kendi hayatımda başkalarından daha az görüşüm ve yetkim var sanki. fazla değil bundan 1 yıl önce kendi hayatım hakkında sanki daha çok söz sahibi idim. belki benimkiler ufak hayllerle sığsularda korsancılık oynamaktı ama, korsanda bendim kaçırılan geminin tayfasıda.
bugünlerde insanlar daha fazla öğüt verir oldular, doğrular yanlışlar aktarılıyor onlara göre yüzüme vuruyorlardı, bana sorarsanız sadece gevezelik edecek yer arıyorlardı. hele bir askerlik mevzuu varki tsk gel demiyor şuaralar bende gitmiyorum-kısaca alan razı veren razı- what the fuck is going on your mind man?
benim için en iyiyi isteyenler neden doğrular için kendi süzgeçlerini kullanıyorlar. hata yapmak ruzgarı ağzımdan çıktığı gibi sevmek hakkın değilmi benim. belki burnumuz eğri ama doğrusuna gidilecek daha çok şey var.
ülke olarak bir sınavdan geçtik ygs eskiden öss veya öys falan olan şeyin son versiyonu, ülke olarak sınavıda barajı geçemedik. haremlik seramlık uygulamalar, keyfi ugulamalar, yasak olduğu halde sınava kabul edilenler, yasak olmadığı halde sınava kabul edilmeyenler.
yüce mecilisimiz yakında hükümete kanun hükmünde kararname çıkartma yetkisi vericek. yasama yı zaten kontrol eden hükümet artık yasal olarak bunu yapabilecek. gücler ayrılığı artık güçler birleşmesi haline mi geliyor acaba*
garipsediğim bir başka sorun ise kendi hesabıma okadar vurdum duymaz olmuşum ki, bunların hiç biri yapılan zamlar yanlış ve keyfi uygulamalar dahil sanki sıradan birşeymiş gibi geliyor gözüme.
yorgunluk insanı tamamen değiştiriyor, bambaşka bir insan yapıyor inanırmısın.
ama işyerinde bağıra bağıra (belki onlara göre yüksek sesle) çalışan kadınlardan gıcık alıyorum, hele iş yaparken kendi kendine konuşanlardan hiç haz almıyorum. şuanda arkada bir tanesi çalışıyor, bunlar iki numune, biri gidiyor diğerini veriyorlar. arkadaş benim ne çilem vardı ya. bunları ilk uçakla japonyaya götürüp nükler reaktorun avlusuna sepetin içine notla beraber terk edecem.
yakında 9 aylık hizmetimizin ödülünü uuuuuuzunca bir tatil olarak alacağız.
----burdan sonrası geçmişte karalama şeklinde kalmış şeylerdir---
birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şugünlerde.burnumun asli görevini terk edip salgılama işine girişimesini kınıyorum, ve sesleniyorum; "bunlar kağıt medil firmalarının kirli ayak oyunları, amerika var arkasında. gel asıl işine dön".
espressonun şeker ayarını tuturamayınca ne iğrenç oluyor bu melet
abidik gubidik cümlelerle beyinlere durgunluk vereceğinize, düzgün cümlelerle beyinlere yol verseniz
he gece shiftinin hemen başında dinlenecek parçayı dank diye buldum. sabahlar olmasın http://www.youtube.com/watch?v=gNWGnTtKZwA
fizydeki düşünce güzelde; ağızlar hiç hoş değil be sanki sigara ile savaş için yağılmış reklam gibi
sabahın şu saatinde dışarda ay'a nazır içilen kahvenin, vucuda yararı çok büyük. (5:34am)
kış sporlarına "kazak örme" dalı eklesin yoksa erzurumda kepaze olacaz
güzel bir Al Anduluz çalışması http://ff.im/wZKNe
sabahın 4ünde uyanık kalma çalışmaları http://bit.ly/eC5H7K
cep telefonu çıktı çıkalı erkeklerin elinden tesbih kalktı, kızların eline tesbih oldu
moda bayanların kıskandığını giymesidir
Güzel bir müzik grubu burdan dinlenir http://bit.ly/i3Bmh2 burdanda grup hakkında bilgi http://stellamara.com/
hayat çok güzel; televizyondakiler hep doğruların peşinde, siyasilerimiz biz hür yaşayalım diye yırtınıyorlar
ben zaten yazamıyorum, yasaklamalar ise bu işe el ayak olup, engelleri çoşturup men etmekte sınır tanımamaktaydılar. amma velakin yooook dedim, bu işin bir çözümü olmalı dedim. farkına vardım ki ula zaten yazmayı değil okumayı engellemişler.
ülkemizde henüz düşün özgürlüğü oluşmamışki, kitap için polis göz altına alımlar, baskınlar yapıyor, internet siteleri yasaklanıyor. gazetecilere saldırılıyor ve buna rağmen medya hala kör ebecilik oynuyor.
ben kendi sorunlarıma değinecektim, sanki bana sorulmuşçasına dertlerimi pövkürecektim birden evrensel değer taşıyanlara yöneldimki, çıkartılacak sonuç aslında içsel kişiliğimizde oluşan sorgular, evrensel gerçeklikten çokda uzak değildir.
yukardaki cümleye pek takılma, arada öyle oluyor.
çalışmaktan yoruldum, cidden bak. geçengün farkına vardım ki uzandığımda "ulan uyuya kalıp işe geç kalmayalım" demediğim olmuyor. sadece bu stres bile yıkıcı oluyor insan bedeninde. evde nedensizce uzanmak zamansızca uyuyup yine vakitsizce uyanmak bile lüks olmaya başladı bugunlerde.
tatil şuraya gideceğim, şu kitabı okuyacağım, şuraları gezeceğim, bu aktiviteler katılacağım şeklinde planlardan bile uzak ufak tefek bir tatil, sadece benim olması bile yetecek bir tatil arıyor gönül.
uzaklardaki sıkıntı:
bir sıkıntı var, her anı öğrenmek ve emin olmak isteyen bir sıkıntı, uzaklarda, ama kalbinin yanı başından titretiyor seni. her an endişe içersinde parlamay hazır bekliyor, gergin bir elf oku gibi. bizimkiler memlekette, tedirginler ve heran aslında titriyorlar üzerime, hastamı, aç mı açık mı?
iyiden iyiye geçiyor zaman, kum saati bozuk sanki, günle güneşle emin olmak istiyorum zamandan. ama suç bende daha ne istediğimi bile bilmiyorum ondan, geçsin mi, dursun mu?
evim düzensiz. öylede olmalı, gitmeye hazır. düzene sabit bir mekana, bir kayın gibi yerini sevmeye hazır değilim henüz. henüz bir yaprak gibi ordan oraya.
sorsanız bana hayatın en güzel yanı nedir diye, bu soruya herkesin farklı bir cevabının olmasıdır hayatı güzel yapan derim. yada sormayayın bana hayatı zaten daha güzel ne varki bildiğim tattığım?
aslında konuşmak isterdim pek çok zaman hemde pek çok uzun, ama farkında vardıkça senin duymadığının , çığlıklar battı dilime, konuşamadım.
nasılda değişti birden, bilindik kokular, mekanlar, bildindik yüzler. belkide değişen sadecce yalızlıktı, sensizlikti.
gündem madedeleri
Posted: 5 Şubat 2011 Cumartesi by wildceno in Etiketler: defne joy, geyik, gündem, hıncal uluçsosyal sürtükleşme evresi-1
Posted: 3 Şubat 2011 Perşembe by wildceno in Etiketler: geyik, kaşar, sosyal medya, sürtüklarını bu sanal alemde mutlu kılıyorlar, pek çoğunun elinden internetini alsak hayatta mutlu olabilecekleri bişeyleri kalmaz.

Nasılsınız heyecanlar,
Bugün blogun dibini kazdım, benden habersiz neler oluyor neler bitiyor bakındım, verileri harmanladım, tartıştım, kaleme aldım, sonra bıraktım. bazılarını kaybettim, bazılarını ise burda sizlerle paylaşmaya değer ilginçliklerde buldum. şayet beni bile şaşırtan olaylar, vukulaşmış geçmişimize düşmüş.
bazı arkadaşlar şu ilginç siteler üzerinden bloğa gelmiş.
evlenmelisin.com
pingywebedition.com
ask.com
öyle garipsedim hislendim, alaka kurmaya çalıştım, bulamadıkça efkar yaptım. hani sayıları hiç azda değil, baktım hayırlı bir işe vesile olmuşlar, gençler kanı kaynıyor bunların dedim bıraktım.
bazense google yanlış adres vermiş bazı arkadaşlara, bizde yanlış numara gardaşım demişiz. işte o aranan kelimeler şunlar:
fetisch fotografie eve, frendfeed nedir?, istanbuldan gay arkadas edinmek istiyorum, kan kelimesi ile afişler..
işte böyle kelimeleri arayan insanlar gelmiş. kim lan bunlar? he? kimse çıksın ortaya Yoksa! yoksa bir sonraki maddeye geççecem yani.
birde ulusal yayınımızın ülkelere göre dağılımı var istatistiklerde
1. malum
2. ençok tıklayan ülke Almanya tebrik ediyorum almanları ey canlarım benim.
3. ülke Amerika Birleşik Devletleri, özgürlükler ülkesi bloguma ulaşmak için, engel tanımamış yine %1lik farkla almanların hemen arkasından geliyorlar.
4. ülke Kanada bir ara gidip özelden teşekkür edicem, teee uzaklardan gelmişler,
5. ülke Slovenya ve güzel kızları bizleri yanlız bırakmamış, bizde onları seviyor daha çok bekliyoruz zira Kanadalılar epey fark attımış.
liste Birleşik Krallık, Portekiz, Hindistan vs olarak gidiyor. 17 ülkeye hitap edebilmenin gazına geldim onu diyeyim.
daha ortaya çıkartılıcak nice istatistikler var ama ben bu kelimeyi okurken zorlandığım için, fazla uzun tutmamayı düşünüyorum. zaten yazmak istediğim konu ise sosyal medya ve kaşar nesil. ona geçeceğim birazdan

sportif insanlarız vesselam, heleki ben. insanların idda kupolarına olan aşkı, şiirlere konu olabilecek türden. idda kupolarına bakarken gözlerdeki parıldamayı izlemek lazım, sevgiliye bakarken böyle parıldamaz gözler.
birde idda sosyal bir olgu, insanları sosyalleştiriyor. geçen banliyo trenindeyim - ki severim treni 15 dk daha fazla yolumu uzatmasına rağmen rahat yolculuk için hep tercih ediyorum - yanımdaki ile karşısındaki birden idda sayesinde kaynaştı, bir idda muhabeeti aldı yürüdü. idda kuponları tüyolar bilgiler paylaşıldı oracıkta, daha önceki maçlarda nasıl sezilerin geldiği, nasıl son saniyede kupoların yattığı, oynanmayan maçların nasılda en ince ayrıntısına değin bilinildiği dillere geldi.
adeta canlı bir spor programına konuk oldum.
öte yandan maçların ardından birbirine laf sokmalar ince ayarlar vermeler çılgınlar koparmalar, içden kin üğütmeler dolup taşıyor. bu sporun hangi türüdür bilmiyorum ama geliştiriyor, beyinlerde ilgiç ayarlar verme yetenekleri hızlanıyor.
bir diğer sprtif yanımızı ise erzurumda kış sporlarında ortaya koyuyoruz. bu zamana kadar kış sporlarına dair aktivitelerimiz, poşetle kayma, kartopu oynama ve kardan adam yapma olan bir milletin sporcuları çırpınıyordu erzurumun soğunda. bir ekranda gördüğüm haber bir gencin önceki gün faliyetlerin açılışında nasılda Türk bayrağını taşıdığıydı. bir çok dalda yarışmalar kıyasıya sürerken biz hiç birinde kale alınacak bir aktivite yapamamıştık. en azından umalım ki organizasyonu başarı ile tamamlayalım.
eğer kış sporlarına, kazak, atkı örme batak pis yedili gibi dallar eklenmezse işimiz zor. yada kartopu kardan adam yapma koyacaksın ki gör başarıyı. kasksız gelen herkesin kafasını yarar bizimkiler kartopunda.
okadar zayıf ki takımlarımız adeta mahalledeki topu olduğu için oynayan çocuk gibi kalıyoruz diğer takımlar içersinde. garip sonuçlar var, bir sporcu 75m atlıyor ki 95m nin aşağısında atlayınca puan cezası veriyorlar, atlamayı bilmiyorsun gelmiş milleti oyalıyorsun burda diyerek. hani 75m de öyle bir rakam ki, zaten 75m ye atlanmıyor, rampadan çıkan bir kayan cismin düşebildiği bir mesafe. arkadaş rampadan atlayış yapmamış düşmüş. buz hokeyi oyanuyoruz. basıkı yapılmayan arkadas bir baska baskı yapılmayan arkadasa pas veremiyor, versede diğeri alamıyor. garip birşey.
tabi sporcu arkadaşlarada bişey demek olmaz. fedarasyonumuz, yunanistana sponsor olurken, kendine sponsor olamamış, sporcu yetiştirememiş.
gün gelir dil olimpiyatları yapılırsa o gün ençok dalda madalyayı dilleyen ülke oluruz.

