resepsiyonda çalan telefonun sesi bölüyor sancılarımı
zaman herkese yaptığı gibi akıp gidiyor gözlerimin önümden
yine böyle bir gün akıp giderken
babam 'a yeter dedi
ve babam için akmadı artık
o klişe lafta oduğu gibi bütün dünya gökyüzünden üzerime düştü
ama sanıldığı gibi değil bir daha kalmamacasıya
toz zerresine dönüşmüş kemiklerimin sancısı değil ezikliğim
düşşünmeye zorladığımda beynimden kalanı, geçmişi
babama yaşatamadığım mutluluklar saplanıyor, kalbimin orta yerine
eski bir düşüm vardı baba olmak gibi, düşündükçe zoruma gidiyor
baba lafını duyamamak değil, dede lafını söyletememiş olmak
sonra içime saplanan alevden hançerle koşmaya çalışıyorum geçmişimin peşinde
eksiklikleri tamam etmek için, sonra babama yaşatamadığım eksik mutlulukar
bir bir çoğalıyor içerimde
anlamaya çalışıyorum fakat, bulamıyorum kaybetiğimi "babamı"
kabahati bulacak birşey arıyorum, belki de birini
ama bırak kabahati derdimi söyleyecek ne bir şey, nede biri var
birde sorsan koca dünya bunun adı
pişmmanlıkla tanışmışlığım çok değil belki,
kısa zamanda yamandı bu deyyus ciğerime, kanser gibi
ne olacaksın/oldun sorusu vardır ya moruk ha işte o soru;
bazen çocukken sorarlar ne olacaksın, yada sana lafı sokmak isteyen arkadaşın sorar ne oldun işte o sorunun cevabını öğrendim. peki ya sen öğrendin mi moruk bu hayatta ne olduğunu, sanıyormusun ki öğrenince hayatındaki o boşluk dolacak. kimin nesisin sen moruk kimin nesi. her kimin nesiysen bir düşün herkimlere bişey olmaya değer mi moruk.
bugün konuşurken moruk öğrendim ki kimi için iki kere patlatılmış üç tekerlek olmuşum. herkese bişey olmuşum be moruk her kese bişeyler. bugün misal seksen küsür yaşlarında üç kardeşe neşe kaynağı olmuşum dört gündür ağlarken. benle unutmuşlar dördüncü kardeşlerinin yasının acısını. geçmişte de pek çok kişiye bişeyler oldum. mesela kimine elde var bir olmuşum. kimine döküman olmuşum. kimine iphone, kimine psikolog olmuşum, sonra beni hastalıkla suuçlamışlar hastalarım, kimine sorun çözen çalışan olmuşum devlete vergi mükellefi olmuşum.moruk herkese bişeler koyarda bana kendimin bişeyi olamamak koydu biliyormusun.
wildceno:
naptık?
arda :
neyi?
wildceno :
herhangi bişeyi
arda :
akışına bıraktık haci
arda size bir titreşim gönderdi.
wildceno :
bırakabildik mi cidden hacı ?
arda :
bırakamasak da o akar haci...
akar gider..
bildiği gibi...
götümüzü siktirsek afedersin...
wildceno :
hiç mi itraz etmedik, hiç anarşik olmadık moruk, hiç mi yanlış yapmadık
arda :
olmazsa olmaz...
yaptık da..
neyi değiştirdik allesen
wildceno :
bilmem değiştiremedik mi hiç bişeyi
kendimizdemi değişmedik hiç
müdür hem polis hem gösterici olmak istemedik mi bazı bazı
arda :
ben biber gazı olmak istedim haci
ikisin arasında..
wildceno :
bilemedim hacım ben neye bıraktım ne olsun istedim
kimin için cop kimin için pankart olayım bilemedim
ordamısın moruk
sen demi aktın zamanla
arda :
hepimiz babamızdan akmadık mı haci
wildceno :
diyorsun ki
zaten sende akıntının bir parçasısın
neden kabul etmiyorsun diyorsun bana
arda :
aynen haciii...
altın kural "süreç işler"
sen ne yaparsan yap...
zaman akar...
bugun yeni bir kelime kattım dağırcığıma moruk böyle garip kısa bir kelime, aslıdan kulağa falanda hoş gelmiyor, böyle biraz anarşik bir tavrı var. kendisine bizim meşur mavi kitap (kendisi 35m$ bir sözleşme oluyor ) orda rastladım. senide tanıştırmak istedim, eskiler onu "rücu" olarak çağırıyorlarmış, sonra gel zaman git zaman adı rücu kalmış, şimdilerde asıl adını bilen yok pek, zaten kendisine sorsan oda bilmiyor artık, alışmış rüculuğa öyle sözlüklere bile zaman zaman girmeye gerek duymamış rücu. kendi tarzını yaratmış herkesle muhattap olmamış. ama aslında herkesin elinin dibinde gezmiş rücu hep oralarda biryerlerde olmuş. altına hep imzamızı atmışız rücunun ama adını hiç umursamamışız bile, öylesine mütevazı rücu. çok uzun süre konuştum kendisiyle, çok anıları var rücunun anlata anlata bitiremedi. bir iş yaşamı vardestanımsı. mahkeme salonlarında sürtmüş bir süre, bir süre iş aleminde dolaşmış , resmiyetten sıkılmış dalmış aşk yaşamına,
işte rücunun aşk yaşamının kısa bir özeti.
"sen benim gözümde bir rivayettin
ilk değil alçağı yüksek görüşüm
sanma ki sen bana ihanet ettin
o senin aslına rücu edişin
gün olur kediye düldül derim ben
gün olur baykuşa bülbül derim ben
tedirgin etse de gerçek ötüşün
o senin aslına rücu edişin
caymadım cüceyi yüce görmekten
caymadım cahile cüret vermekten
gözümden düşse de hal ve gidişin
o senin aslına rücu edişin
ilk defa vurmadım başımı taşa
yanıla yakıla erdim bu yaşa
sanma ki sen beni aldattın hâşâ
çoktandır başladı bende bitişin
o senin aslına rücu edişin
kahrını çektiysem vardır bir neden
sensin bu duyguyu bende üreten
gübredir toprağı verimli eden
kim kimi kullanmış şöyle bir düşün
o senin aslına rücu edişin
oyun bitti bu son perde son gala
güçlü olsan başarırdin pekâlâ
aslan rolü yakışmıyor çakala
bırak da kendine gelsin gidişin
o senin aslına rücü edişin"
Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu igrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersinde aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
SENI SEVDIĞIMI BIRGÜN ANLARSIN
Ümit Yaşar Oğuzcan
oy oy
Posted: 18 Mayıs 2011 Çarşamba by wildceno in"Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, herseyin var. Binlerce kişi calışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmasın! Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören. Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama, sevgiyi öğretmeye çalışıyorum. Hıh, sen, büyük patron, milyarder, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm! Ben, Yaşar usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimizr parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam bile!"
farkına vardıkça kendi hayatımda başkalarından daha az görüşüm ve yetkim var sanki. fazla değil bundan 1 yıl önce kendi hayatım hakkında sanki daha çok söz sahibi idim. belki benimkiler ufak hayllerle sığsularda korsancılık oynamaktı ama, korsanda bendim kaçırılan geminin tayfasıda.
bugünlerde insanlar daha fazla öğüt verir oldular, doğrular yanlışlar aktarılıyor onlara göre yüzüme vuruyorlardı, bana sorarsanız sadece gevezelik edecek yer arıyorlardı. hele bir askerlik mevzuu varki tsk gel demiyor şuaralar bende gitmiyorum-kısaca alan razı veren razı- what the fuck is going on your mind man?
benim için en iyiyi isteyenler neden doğrular için kendi süzgeçlerini kullanıyorlar. hata yapmak ruzgarı ağzımdan çıktığı gibi sevmek hakkın değilmi benim. belki burnumuz eğri ama doğrusuna gidilecek daha çok şey var.
ülke olarak bir sınavdan geçtik ygs eskiden öss veya öys falan olan şeyin son versiyonu, ülke olarak sınavıda barajı geçemedik. haremlik seramlık uygulamalar, keyfi ugulamalar, yasak olduğu halde sınava kabul edilenler, yasak olmadığı halde sınava kabul edilmeyenler.
yüce mecilisimiz yakında hükümete kanun hükmünde kararname çıkartma yetkisi vericek. yasama yı zaten kontrol eden hükümet artık yasal olarak bunu yapabilecek. gücler ayrılığı artık güçler birleşmesi haline mi geliyor acaba*
garipsediğim bir başka sorun ise kendi hesabıma okadar vurdum duymaz olmuşum ki, bunların hiç biri yapılan zamlar yanlış ve keyfi uygulamalar dahil sanki sıradan birşeymiş gibi geliyor gözüme.
yorgunluk insanı tamamen değiştiriyor, bambaşka bir insan yapıyor inanırmısın.
ama işyerinde bağıra bağıra (belki onlara göre yüksek sesle) çalışan kadınlardan gıcık alıyorum, hele iş yaparken kendi kendine konuşanlardan hiç haz almıyorum. şuanda arkada bir tanesi çalışıyor, bunlar iki numune, biri gidiyor diğerini veriyorlar. arkadaş benim ne çilem vardı ya. bunları ilk uçakla japonyaya götürüp nükler reaktorun avlusuna sepetin içine notla beraber terk edecem.
yakında 9 aylık hizmetimizin ödülünü uuuuuuzunca bir tatil olarak alacağız.
----burdan sonrası geçmişte karalama şeklinde kalmış şeylerdir---
birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şugünlerde.burnumun asli görevini terk edip salgılama işine girişimesini kınıyorum, ve sesleniyorum; "bunlar kağıt medil firmalarının kirli ayak oyunları, amerika var arkasında. gel asıl işine dön".
espressonun şeker ayarını tuturamayınca ne iğrenç oluyor bu melet
abidik gubidik cümlelerle beyinlere durgunluk vereceğinize, düzgün cümlelerle beyinlere yol verseniz
he gece shiftinin hemen başında dinlenecek parçayı dank diye buldum. sabahlar olmasın http://www.youtube.com/watch?v=gNWGnTtKZwA
fizydeki düşünce güzelde; ağızlar hiç hoş değil be sanki sigara ile savaş için yağılmış reklam gibi
sabahın şu saatinde dışarda ay'a nazır içilen kahvenin, vucuda yararı çok büyük. (5:34am)
kış sporlarına "kazak örme" dalı eklesin yoksa erzurumda kepaze olacaz
güzel bir Al Anduluz çalışması http://ff.im/wZKNe
sabahın 4ünde uyanık kalma çalışmaları http://bit.ly/eC5H7K
cep telefonu çıktı çıkalı erkeklerin elinden tesbih kalktı, kızların eline tesbih oldu
moda bayanların kıskandığını giymesidir
Güzel bir müzik grubu burdan dinlenir http://bit.ly/i3Bmh2 burdanda grup hakkında bilgi http://stellamara.com/
hayat çok güzel; televizyondakiler hep doğruların peşinde, siyasilerimiz biz hür yaşayalım diye yırtınıyorlar
ben zaten yazamıyorum, yasaklamalar ise bu işe el ayak olup, engelleri çoşturup men etmekte sınır tanımamaktaydılar. amma velakin yooook dedim, bu işin bir çözümü olmalı dedim. farkına vardım ki ula zaten yazmayı değil okumayı engellemişler.
ülkemizde henüz düşün özgürlüğü oluşmamışki, kitap için polis göz altına alımlar, baskınlar yapıyor, internet siteleri yasaklanıyor. gazetecilere saldırılıyor ve buna rağmen medya hala kör ebecilik oynuyor.
ben kendi sorunlarıma değinecektim, sanki bana sorulmuşçasına dertlerimi pövkürecektim birden evrensel değer taşıyanlara yöneldimki, çıkartılacak sonuç aslında içsel kişiliğimizde oluşan sorgular, evrensel gerçeklikten çokda uzak değildir.
yukardaki cümleye pek takılma, arada öyle oluyor.
çalışmaktan yoruldum, cidden bak. geçengün farkına vardım ki uzandığımda "ulan uyuya kalıp işe geç kalmayalım" demediğim olmuyor. sadece bu stres bile yıkıcı oluyor insan bedeninde. evde nedensizce uzanmak zamansızca uyuyup yine vakitsizce uyanmak bile lüks olmaya başladı bugunlerde.
tatil şuraya gideceğim, şu kitabı okuyacağım, şuraları gezeceğim, bu aktiviteler katılacağım şeklinde planlardan bile uzak ufak tefek bir tatil, sadece benim olması bile yetecek bir tatil arıyor gönül.
uzaklardaki sıkıntı:
bir sıkıntı var, her anı öğrenmek ve emin olmak isteyen bir sıkıntı, uzaklarda, ama kalbinin yanı başından titretiyor seni. her an endişe içersinde parlamay hazır bekliyor, gergin bir elf oku gibi. bizimkiler memlekette, tedirginler ve heran aslında titriyorlar üzerime, hastamı, aç mı açık mı?
iyiden iyiye geçiyor zaman, kum saati bozuk sanki, günle güneşle emin olmak istiyorum zamandan. ama suç bende daha ne istediğimi bile bilmiyorum ondan, geçsin mi, dursun mu?
evim düzensiz. öylede olmalı, gitmeye hazır. düzene sabit bir mekana, bir kayın gibi yerini sevmeye hazır değilim henüz. henüz bir yaprak gibi ordan oraya.
sorsanız bana hayatın en güzel yanı nedir diye, bu soruya herkesin farklı bir cevabının olmasıdır hayatı güzel yapan derim. yada sormayayın bana hayatı zaten daha güzel ne varki bildiğim tattığım?
aslında konuşmak isterdim pek çok zaman hemde pek çok uzun, ama farkında vardıkça senin duymadığının , çığlıklar battı dilime, konuşamadım.
nasılda değişti birden, bilindik kokular, mekanlar, bildindik yüzler. belkide değişen sadecce yalızlıktı, sensizlikti.
